Doğaçlama üzerine
Nedendir
bilmiyorum, insan emeğine saygım büyük. Emek emek, her notası düşünülerek
yazılmış yapıtlar bana anlık, doğaçlama yapıtlardan daha değerli sanat eserleri
gibi geliyor. Düşünsenize, bir yanda bir adam var, sadece aklına geldiği
haliyle müzik yapıyor, üretim ve yazım aynı anda, ne büyük yetenek! Büyüleyici bir
şey, gaipten gelen dahiyane fikirler mükemmel formda bir sanat eseri
oluşturuyorlar, Shakespeare veya Mozart veya Chopin gibi! Doğaçlamada yaşayabildiğim
tek his “tanrı var mı” oluyor, “nasıl bir insan bunu doğaçlama olarak
üretebilir?” Bu da güzel ama mistik, ve maalesef dünya mistik değil.
Bunlar gaipten
filan gelmiyor, aşk gibi tamamen kimyasal bir süreç. Beyinleri doğuştan buna
yatkın şanslı mahlukların. Mesela bunun ardında yatan sır çözülürse bir hap
alıp 2 saatliğine Mozart’la yarışacak tarzda eserler besteleyebiliriz. Şahsen bir
gün bunun gerçekleşeceğini düşünüyorum. Piyanonun başına geçip doğaçlama
çalmayı o kadar çok isterim ki! Kıskanıyor da olabilirim bu insanları. Ama işin
başka bir yönü de var işte. Bir hapla doğaçlama ustası olabilirsin belki ama
bir hap sayesinde 20 yıl aynı eserle uğraşamazsın. İşte bu benim değer verdiğim
şey. Beethoven 4 notalık temayı çeşitlendirerek -atıyorum- 1 yılda 5. Senfoniyi
yazarken, Bach -ki o da doğaçlama ustasıdır, ama çalışmayla bunu birleştirebilmiştir-
8 notadan görkemli Füg Sanatı’nı çıkarırken, Mozart’ın yarım saatte bir senfoni
bitirmesi bence tembellik ve kendini beğenmişliğin alası. Doğaçlama monologtur,
kendini yüceltmektir, başkalarına saygısızlıktır. “Böyle yaptım ve oldu” hatta “ol
dedim oldu” demektir, oysa azimle çalışma diyalogtur, sürekli kendini
sorgulamaktır, kendi içinde yolculuğa çıkmak, yetersiz olduğunu bilmek ama bu
açığı kapatmaya çalışmaktır: ”bunu şuraya ekleyelim, hmmm olmadı söyle yapsak? Yok
hepsini silip yeniden başka türlü yapalım” işte bu kıymetli olan, bilmem
anlatabildim mi okurum. Bu bireysel değil, bu korkaklık, mükemmeliyetçilik, bu
bana hitap eden şey. Doğaçlama Diyonisostur, kendinden geçme, esriklik,
hesapsızlık. Ama çalışma, sebat, azim, programlamadır, hesaplamadır, Apollondur,
zekadır, mantıkdır. Yanlış anlaşılmasın,
doğaçlama eserleri çok severim, insanı insanoğlunun yeteneklerinin sınırlarına yaklaştırır,
fakat bence çalışılmış eser çok daha kıymetlidir. Caz ve klasik müzik gibi,
ikisi de harikadır ama klasikte o emeği hissedersin, kan, ter ve gözyaşı
vardır.
Plastik sanatlarla
uğraşanlar belki bu kadar yoğun hissetmezler anlattığımı, çünkü onlarda müzikteki
anlamda doğaçlama çok zordur. Ancak küçük ölçekli çalışmalarda kısmen olabilir.
Sanat eserinin üretimi beden çalışmasını gerektirir plastik sanatlarda, resim
yapmak, heykel yapmak zamana yayılmış aktivitelerdir ve ister istemez Apolloniktir,
programlıdır. Bu açıdan Mozart belki söyle anlatılabilir; bir yazıcıdan (resim
için klasik, heykel için 3d yazıcı tabii) “güzel” bir eserin 30 saniyede yaratıldığını
düşünün. Esen Michalengelo heykelleri gibi heybetli, Kandinski tabloları kadar çarpıcı
olsun. Güzelliğine ve bir çırpıda üretilmiş olmanın büyüsüne rağmen, bir tırtlık
hissetmez misiniz? “Ya bu adamlar senelerce uğraşıyorlar bir heykel için, saatlerce
uğraşıp bir resim yapıyorlar, bunun hiç mi kıymeti yok?” demez misiniz? Ben
şahsen bir eser (heykel, nota, resim vs) gördüğüm zaman “işte, sanatçı buradaymış,
onunla aynı şeye bakıyoruz şu anda, her noktasında emeği ve fikri var, belki
yemekten sonra şu kısmı yaptı, belki burayla uğraşırken hastaydı ve öksürüyordu,
belki eşcinsel bir ilişkiden sonra işlediğini düşündüğü korkunç günahtan
arınmak için eserin başına oturdu” vesaire vesaire şeklinde hayal kurmaya
bayılırım, bu benimle eser arasında sanatçıyı da üçüncü bir varlık olarak yaratır,
bir nevi ölen annenin fotoğraflarına bakıp onu hissetmen gibi. Sanat biraz da
bu değil mi? “Artist was here”, bunu hissetmek işte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder