13 Mart 2019 Çarşamba

Doğaçlama üzerine

Doğaçlama üzerine


Nedendir bilmiyorum, insan emeğine saygım büyük. Emek emek, her notası düşünülerek yazılmış yapıtlar bana anlık, doğaçlama yapıtlardan daha değerli sanat eserleri gibi geliyor. Düşünsenize, bir yanda bir adam var, sadece aklına geldiği haliyle müzik yapıyor, üretim ve yazım aynı anda, ne büyük yetenek! Büyüleyici bir şey, gaipten gelen dahiyane fikirler mükemmel formda bir sanat eseri oluşturuyorlar, Shakespeare veya Mozart veya Chopin gibi! Doğaçlamada yaşayabildiğim tek his “tanrı var mı” oluyor, “nasıl bir insan bunu doğaçlama olarak üretebilir?” Bu da güzel ama mistik, ve maalesef dünya mistik değil.
Bunlar gaipten filan gelmiyor, aşk gibi tamamen kimyasal bir süreç. Beyinleri doğuştan buna yatkın şanslı mahlukların. Mesela bunun ardında yatan sır çözülürse bir hap alıp 2 saatliğine Mozart’la yarışacak tarzda eserler besteleyebiliriz. Şahsen bir gün bunun gerçekleşeceğini düşünüyorum. Piyanonun başına geçip doğaçlama çalmayı o kadar çok isterim ki! Kıskanıyor da olabilirim bu insanları. Ama işin başka bir yönü de var işte. Bir hapla doğaçlama ustası olabilirsin belki ama bir hap sayesinde 20 yıl aynı eserle uğraşamazsın. İşte bu benim değer verdiğim şey. Beethoven 4 notalık temayı çeşitlendirerek -atıyorum- 1 yılda 5. Senfoniyi yazarken, Bach -ki o da doğaçlama ustasıdır, ama çalışmayla bunu birleştirebilmiştir- 8 notadan görkemli Füg Sanatı’nı çıkarırken, Mozart’ın yarım saatte bir senfoni bitirmesi bence tembellik ve kendini beğenmişliğin alası. Doğaçlama monologtur, kendini yüceltmektir, başkalarına saygısızlıktır. “Böyle yaptım ve oldu” hatta “ol dedim oldu” demektir, oysa azimle çalışma diyalogtur, sürekli kendini sorgulamaktır, kendi içinde yolculuğa çıkmak, yetersiz olduğunu bilmek ama bu açığı kapatmaya çalışmaktır: ”bunu şuraya ekleyelim, hmmm olmadı söyle yapsak? Yok hepsini silip yeniden başka türlü yapalım” işte bu kıymetli olan, bilmem anlatabildim mi okurum. Bu bireysel değil, bu korkaklık, mükemmeliyetçilik, bu bana hitap eden şey. Doğaçlama Diyonisostur, kendinden geçme, esriklik, hesapsızlık. Ama çalışma, sebat, azim, programlamadır, hesaplamadır, Apollondur, zekadır, mantıkdır.  Yanlış anlaşılmasın, doğaçlama eserleri çok severim, insanı insanoğlunun yeteneklerinin sınırlarına yaklaştırır, fakat bence çalışılmış eser çok daha kıymetlidir. Caz ve klasik müzik gibi, ikisi de harikadır ama klasikte o emeği hissedersin, kan, ter ve gözyaşı vardır.
Plastik sanatlarla uğraşanlar belki bu kadar yoğun hissetmezler anlattığımı, çünkü onlarda müzikteki anlamda doğaçlama çok zordur. Ancak küçük ölçekli çalışmalarda kısmen olabilir. Sanat eserinin üretimi beden çalışmasını gerektirir plastik sanatlarda, resim yapmak, heykel yapmak zamana yayılmış aktivitelerdir ve ister istemez Apolloniktir, programlıdır. Bu açıdan Mozart belki söyle anlatılabilir; bir yazıcıdan (resim için klasik, heykel için 3d yazıcı tabii) “güzel” bir eserin 30 saniyede yaratıldığını düşünün. Esen Michalengelo heykelleri gibi heybetli, Kandinski tabloları kadar çarpıcı olsun. Güzelliğine ve bir çırpıda üretilmiş olmanın büyüsüne rağmen, bir tırtlık hissetmez misiniz? “Ya bu adamlar senelerce uğraşıyorlar bir heykel için, saatlerce uğraşıp bir resim yapıyorlar, bunun hiç mi kıymeti yok?” demez misiniz? Ben şahsen bir eser (heykel, nota, resim vs) gördüğüm zaman “işte, sanatçı buradaymış, onunla aynı şeye bakıyoruz şu anda, her noktasında emeği ve fikri var, belki yemekten sonra şu kısmı yaptı, belki burayla uğraşırken hastaydı ve öksürüyordu, belki eşcinsel bir ilişkiden sonra işlediğini düşündüğü korkunç günahtan arınmak için eserin başına oturdu” vesaire vesaire şeklinde hayal kurmaya bayılırım, bu benimle eser arasında sanatçıyı da üçüncü bir varlık olarak yaratır, bir nevi ölen annenin fotoğraflarına bakıp onu hissetmen gibi. Sanat biraz da bu değil mi? “Artist was here”, bunu hissetmek işte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder